Bir düştür içime düşen,velev ki varım velev ki öldüm.Ne fark eder?
Tutkusu neredeydi dünyanın?
İlmi yoktu belli ki.
Çünkü camdan ayakkabısı kırılmıştı bir kızın..
Kasıklarından ayaklarına dek kırmızı idi dünya.
Bir hayat mavi çöp poşetine değin tükenmişti..
Çünkü öyle doğardık.
Şartları bize sorulmazdı bu keşmekeş telaşenin.
Bahar çölüne düşmüş,bir napalm.
Bir fikir,
Bin dertti.
Bitmiş,bitiyordu.
Hani ha oldu olacaktı.
Kafamda karanlıktalar,uzvu kopmuş hayaller.
Düştükçe düşüyor,fikrimin ince gülü…
Kusmak istiyorum.
Ve geçenlerde bahsettiğim işi tamamladık.8 gündür burada idik.Bu fotoğraflar da işin son gününden,24 saatten fazla süre sürdü o gün,gözlerimizin küçülmesinden de anlaşılacağı üzere.Ancak gelin görün ki benim adıma amacına ulaşamadı…Antep’e gitme sevdaları yine suya düştü.
Check out this mix on @8tracks: “Gidemediklerimiz”
Ve son olarak kendimden bir parça ile iyi geceler dileyeceğim.
Arkaya bakmanın gereksiz olduğunu düşünürdüm hep fakat nedense geçenlerde bir dalma gereği duydum.İlişkilerime baktım.Emekliler ve emeksizler olarak iki kategoriye ayırabilirim sanırım.Emek harcadıklarım her zaman köklü,uzun vadeli ve deneyim dolu olmuş.İnsan ilişkilerinde ki titizliklerin,saygının,hoş görünün ve en önemlisi sevginin güzel parçaları olmuş.Fakat hepsinde ki benzer sivri noktalar benim kusurlarımı da ortaya çıkarıyor ve bunu görebiliyorum.Bir zamana kadar bunların hepsini düzeltmiş,köreltmişim.Ardından bu gereksiz kalp kırıklıklarının hepsi silinmiş yerini daha güzel şeyler almış.Ancak insan içten içe bu yapıyı oluşturduktan sonra bir şeylerin daha sağlam olacağına inanırken daha fazla yolun oluşması karşıda ki insana ayrı bir rahatlık veriyor.
Günlük elli liraya ciddi manada yorulan bir amele hayatın en köklü ilişki felsefesini beş dakikalık bir konuşmayla yığdı önüme ve donup kaldım.Biraz uyarlayarak biraz doğrudan sözlerle anlatacağım bunu,
2,5 metrelik bir iskeleden ayaklarımızı sallamış,mola vermişiz afilli birer tütün sarmışım…
“Valla Yiğit haklısın be abim, gel gör ki herkes böyle düşünmüyor,düşünse de davranamıyor.İnsanız işte beşeriz şaşarız.Bak benim bir kız arkadaşım vardı,sevgilim olsun sevgilim olsun diye dertlenir dururdu.Sordum buna nasıl birini istiyorsun diye,dürüst olsun,sevsin saysın dedi.Bunu tamda dediklerini verecek bir adamla tanıştırdım.Bir ay sonra sordum nasıl aranız diye,kızın dediği şuydu “ya olmadı işte,bana göre değil giyimi konuşması falan” e şimdi Yiğit ne olmasını bekliyorsun insanlardan? Herkesin gırtlağına balgam gibi yapışmış aynı cümleler dürüst olsun sevsin cart curt.. İnsanlar daha ne istediklerini bilmiyorlar bir tutturmuşlar saçmalık gidiyorlar.”
hikayenin burasına kadar klasik gitse de bozmadım,anlatsın diye düşündüm.Tam bunu düşünürken en güzel cümlesini savurdu ağzından.
“İnsanlar net değil Yiğit.”
Şu cümleye benzer o kadar dolu cümleler geçirmişti ki aradan çekip çıkartmak keyifliydi ve sade düz bir anlatımı da olsa güzel ve doğru şeylerdi söyledikleri.Yerin bir kaç kat altında,iskelenin üzerine,üniversite mezunu lakin umutları kırılmış 30 küsür yaşında birinin öğretileri vardı işte.
Diğer taraftan o emekli ilişkilerimin sonu hep hüsrandı,ağır kırgınlılardı.Çoğu arasıra arar hal hatır sorar.Küskünlüklerimiz de yok lakin hepsi ikili ilişkilerinde daha olgun yürüyüp gittiler.Ben de öyle kaldım kalakaldığım yerde.İnsanın kendisini basamak gibi hissetmesi üzücü oluyor.Şu sıralar yine öyle hissetmekte daha bi kötü etti beni.
Emeksiz ilişkiler ise koşulsuz mutluluklar olup silinmişlerdi,ne dert ne kederdiler kendileri.Basit sade sıradan.Anlık duyguların silsilesiyle yaşanıp gitmişlerdi.Hangisi daha doğruydu? diye sormadan edemiyor…
Velhasıl uzayıp giderken konular aklımda.Sezen ablamızın 78 yılında yaptığı “Biliyorsun” şarkısı ile sizlere iyi geceler diliyorum..Az düşünüp aptal gibi yaşayın,inanın öylesi daha iyi.
Ha buraya kadar okuduysan sevgili okuyucu,sana da minnettarım.
Zamanın ilaç olduğuna inandırmıştı büyüklerimiz bizi.
Çünkü hiç bir şey olmasa bile yaşamak için umut gerekirdi gence.
Olmadığını fark ettiğinde,geçen zamanın bocasına inandırmak için sen de katılırdın,gence bir umut vermeye..
Baksana Mükremin, hayallerimiz bir falcının kokan ağzına kaldı.
Gün yorganını üzerine çekip,ışığını eteğimizden çektiğinde yorgun argın varıldı,varılması gereken yere.İnşaat tozu toprağı..Ter kokusu..Kıraathaneden bozma çay evinin içerisinden şakırdıyan okey taşlarının sesi..Dünya bu kadar çıldırmıştı işte… Dahil olmak istedim.Mutlu anılara yaslayayım dedim sırtımı..Kırık dökük şeylerin batma hissine rağmen bir de şu çocukluğumuzdan bu yana yalnızca bir kez ambalajı değişen 9 kat gofretlerden aldım.Onun tadını hiç unutmam.O yüzden geçtiğimiz 15 yıl sonrasında ki tat farkını anlayabiliyorum.Hem hangimiz o dokuz kat denilen gofreti ilk sayma deneyimlerimizi gerçekleştirmek adına diliyle,dişiyle açmaya çalışmadı ki?
Görünen o ki dalmıştım istediğim yere…Ardından bir kedi,ayağı seke seke geçti yanımdan.Belki bir insan yakmıştı canını,ürkek bakıyor ve davranıyordu.Yanlış olsa dahi ayırdığım gofret parçasından birini attım.Kokladı evirdi çevirdi,tatlı olduğundan ya da gerçekten aç olduğundan olsa gerek yedi.Bir iki derken gofretime en güzel ortağı bulmuştum.Ağzı var dili yoktu,ben surar o susardı..gofretimizi beraberberce bitirdikten sonra elimi uzattım,başta ki ürkekliği gitmişti ki sokuluverdi elimin altına..sonra güç bela yanıma zıpladı..Beraberce istemeden duymak zorunda olduğumuz sesleri kenara iterek sevdik birbirimizi.
Belli ki ikimizinde ihtiyacı vardı sevilmeye..Ben yârenden geçemediğime göre,o sevilmeyi hak etmişti.Bir kaç saati beraber geçirdik,yağmur aktı tepemize birer poşet aldım kendimize,serdik üzerimize..Uzaklarda şimşeklerin parlak renklerini kaydetmek düşüncesini aklımdan uzaklaştırıp izledim izledim..
Şimdi ben de en az o okey oynayıp dünyanın şerrine dem vuran insanlar kadar keyfe keyfederdim.Bir kedi ve bir gofret istediğimi verebiliyordu bana,üstüm başım toz içinde dünyanın en güzel gülüşüne sahiptim.En başta insandım ve ben de sevebilirdim.
İyi gecelerimin tek dileği,sevdiğiniz insanları böylesine yalnızlığa sürüklememeniz olacak.Değmeyecektir çünkü ortalama 60 yılın kırıklığına ve pişmanlığına…
Bir takımı sevin sevmesine,ona sebep neşelenmeniz hüzünlenmenizde güzel de, şu fanatizm olaylarınız çok kötü.
İnsanları anlamıyorum,kömürlükten bozma dairelere 300 lira para istemeye hiç utanmıyorlar mı acaba..Hani iti bağlasan durmaz derler ya o hesap yerler…Garip garip işler..Antalya emlak konusunda çok görgüsüz ve cahil…